kont vesilesiyle sözlükten gelenlere merhaba!
bir de şu bloguma bakmak istemez miydiniz? :P
Monday, August 9, 2010
Saturday, January 2, 2010
kelimeler ve göğüsler: biyolojik bir kültürel savaş
sosyal medya denilen heyulanın içinde olsam da varlığının farkına varmam bu yaz oldu. ama bundan daha da bağımsız olarak myspace ile çıkış yapmış ve almanları beyninden vurmuş bir türk (hatta friendfeed jargonuyla) türg hatunundan bahsetmek istiyorum.

türg hatta alman türg reyhan şahin, sivaslı göçmen bir ailenin kızı. rosa luxemburg stiftung (bursu) ile dilbilim üzerine doktorasını yapmasının ardından, şu sıralar da bremen üniversitesinde hip hop kültüründe kıyafet ve giyim semiyolojisi üzerinde ders veriyor. kendisi, kendi başına bir proje olarak sosyal medyada arzı endam etmesi de önce myspace sonra da müzik videoları ve ardından da olağan olarak şok olmuş alman medyasının sansasyon peşinde röportajları ile başlıyor.
asıl soruyu sormadık, lady bitch ray nedir?
kısaca özetlemek gerekirse: vagina style.

abartılı maskülen, erkek egemen hip-hop kültürüne, abartılı hiper feminen bir figür sokmak demek oluyor bu. kadının vücudunu sergilemekten gurur duyması, cinsellikten zevk alması ve en önemlisi cinselliğinden gurur duymasıdır. buraya kadar tamam, göğüslerinden tarzından, konuşmasından anlıyoruz ancak ray'in elinde çok önemli bir silah daha var. o da semiyoloji yani göstergebilim.
Ferdinand de Saussure'ün ders notlarından oluşturulan bir kitapla ortaya çıkmış olan bu analiz, sadece dil ve onun içerdiği anlambilim üzerine bir diskur oluşturmakla kalmıyor aynı zamanda sembol ve onun algısını tartışıyor.
klişe bir örnek vermek gerekirse almanlar için bir swastika sadece, eski bir hint dini sembolü değil ama bir tarihi daha da önemlisi bir ideolojiyi temsil ediyor. bu güçlü sembolün bir diğer önemi de kitlesel bir hareketin "damgası" olarak, kitleleri önünde sıraya dizmiş ve harekete geçirebilmiş. gösteren, kırmızı üstüne bir dairenin içinde kanatları olan bir haç iken, gösterilen milli birlik yahudilerin bizi arkadan vurması ve ırk gururu oluyor, nazi bayrağı dediğimiz gösterge ortaya çıkıyor.

bu paralelden gösterge örneğini belirginleştirirsek, nazi bayrağı artık almanyada yasak (kabul edileceği üzere gösterileni yüzünden), ancak bu fikri taşıyan insanlar kendilerine tarihin bu dönemini referans göstermek istiyorlar bu nedenle göstergede küçük bir oynama ile sadece göstergeye yapılmış olan yasağı deliyor ve "gösterilen"lerini koruyabiliyorlar.

kısaca gösteren farklı ama gösterilen aynı. elbet ki gösterge de bu durum da farklılaşmış olduğundan yasa deliniyor. ama reyhana dönelim, kendine neden bitch diyor?
bir kadının cinsel açıdan özgür olması, istediği erkeği seçmesi ve bu mevzulardan açıkça konuşması kültürümde orospuluk olarak damgalanıyor, o yüzden ben de orospuluğu alıp işaret ettiği şeyi değiştiriyorum ve onu pozitif bir şey haline sokuyorum, diyor. toplumun yadırgadığı şeyler bizim hakkımız diyor ve küçük düşürücü tanımları şok edici bir etkiyle hem dil ile hem de hareketleriyle yapıbozuma uğratıyor.
yapıbozum kısmında belki biraz da duraklamak gerekiyor, çünkü yine reyhanın bize neredeyse bir ders kitabı örneği çıkarıyor. hip hop kültüründeki kadınların nesne haline gelmesi, yine sembollerden bağımsız değil, paraya ve arabaya "veren" hatunlar ve üzerlerindeki tahrik edici elbiseler ve danslarının erotizmi. lady bitch bütün bu göstergeleri alarak, tamamen farklı bir karakter olarak çıkıyor ve bir anda özne oluveriyor. röportajları ile ortalığı birbirine katan, sunuculara vajina sıvısını hediye olarak getiren ve açıkça cinsel isteğini belli eden lady bitch patiryarkayı terörize eden bir özneye evriliyor.

amerikadaki kadın hiphop sembollerine baktığımızda ilk bakışta ray'den bir farkları yok iken, duruşu ve söylemi ile tam ters istikamette bir resim görüyoruz. bu açıdan sadece türk olması açısından değil almanya'da bir göçmen olarak kendi açımdan, batı kamusal alanındaki cinsiyet eşitsizliğini bu kadar güzel betimlemesinden gurur duyuyorum.
reyhan'ın stratejisi anlatacağım gibi sadece alman rap alt kültürüne yönelik bir eleştiri değil, bir azınlık kadını olmanın da getirisi olarak sosyal bir eleştiri boyutuna çıkıyor. alman mtvsindeki röportajında, konuyu devamlı türk topluluğuna ve türk erkeklerine getiren sunucuya, konunun sadece türk odaklı değil alman toplumu ile ilgili olduğunu tekrar tekrar söyleyerek lafı gediğine koyuyor. çünkü karşılaştığı tepki, türk grubundan değil medya içinde sansür boyutunda gerçeleşiyor.
videoda dikkat edilmesi gereken bir diğer etken de sunucu türk dediğinde "kana(c)ke" olarak devam ederek grubu şok etmesi. reyhan "bitch" için uyguladığı yöntemi almancadaki akdeniz çevresinden gelmiş müslüman ya da doğulu göçmenleri aşağılayıcı kana(c)ke terimi için de kullarak, diplomatik dil fetişi ile içselleştirilmiş ırkçılıklarını gizleyebilen almanların da oyununu bozmuş oluyor.
tekrar ve tekrar burjuva demokrasisinin içindeki ataletlerini atamayan toplumlara, düşünsel dinamizmi göçmenlerin, ezilmişlerin, madunların getireceğinin bir kanıtı lady ray. sosyal medya kullanımı, sansasyonel haber arayışını, devletin ideolojik aygıtı olan medyanın aleyhine kullarak mesajını iletmeye başarıyla devam eden reyhan, dünya hip hop kültüründe beklenmedik olmasa da bir anomalidir.

not: yazıyı yazarken ilk kendisi hakkında ilk yazı yazanın kendim olduğu düşünürken, mal olduğum için sözlüğe bakmamışım elbet ki sekundant bacım benden farklı olsada başarılı bir şekilde konuyu işlemiş.

türg hatta alman türg reyhan şahin, sivaslı göçmen bir ailenin kızı. rosa luxemburg stiftung (bursu) ile dilbilim üzerine doktorasını yapmasının ardından, şu sıralar da bremen üniversitesinde hip hop kültüründe kıyafet ve giyim semiyolojisi üzerinde ders veriyor. kendisi, kendi başına bir proje olarak sosyal medyada arzı endam etmesi de önce myspace sonra da müzik videoları ve ardından da olağan olarak şok olmuş alman medyasının sansasyon peşinde röportajları ile başlıyor.
asıl soruyu sormadık, lady bitch ray nedir?
kısaca özetlemek gerekirse: vagina style.

abartılı maskülen, erkek egemen hip-hop kültürüne, abartılı hiper feminen bir figür sokmak demek oluyor bu. kadının vücudunu sergilemekten gurur duyması, cinsellikten zevk alması ve en önemlisi cinselliğinden gurur duymasıdır. buraya kadar tamam, göğüslerinden tarzından, konuşmasından anlıyoruz ancak ray'in elinde çok önemli bir silah daha var. o da semiyoloji yani göstergebilim.
Ferdinand de Saussure'ün ders notlarından oluşturulan bir kitapla ortaya çıkmış olan bu analiz, sadece dil ve onun içerdiği anlambilim üzerine bir diskur oluşturmakla kalmıyor aynı zamanda sembol ve onun algısını tartışıyor.
klişe bir örnek vermek gerekirse almanlar için bir swastika sadece, eski bir hint dini sembolü değil ama bir tarihi daha da önemlisi bir ideolojiyi temsil ediyor. bu güçlü sembolün bir diğer önemi de kitlesel bir hareketin "damgası" olarak, kitleleri önünde sıraya dizmiş ve harekete geçirebilmiş. gösteren, kırmızı üstüne bir dairenin içinde kanatları olan bir haç iken, gösterilen milli birlik yahudilerin bizi arkadan vurması ve ırk gururu oluyor, nazi bayrağı dediğimiz gösterge ortaya çıkıyor.

bu paralelden gösterge örneğini belirginleştirirsek, nazi bayrağı artık almanyada yasak (kabul edileceği üzere gösterileni yüzünden), ancak bu fikri taşıyan insanlar kendilerine tarihin bu dönemini referans göstermek istiyorlar bu nedenle göstergede küçük bir oynama ile sadece göstergeye yapılmış olan yasağı deliyor ve "gösterilen"lerini koruyabiliyorlar.

kısaca gösteren farklı ama gösterilen aynı. elbet ki gösterge de bu durum da farklılaşmış olduğundan yasa deliniyor. ama reyhana dönelim, kendine neden bitch diyor?
bir kadının cinsel açıdan özgür olması, istediği erkeği seçmesi ve bu mevzulardan açıkça konuşması kültürümde orospuluk olarak damgalanıyor, o yüzden ben de orospuluğu alıp işaret ettiği şeyi değiştiriyorum ve onu pozitif bir şey haline sokuyorum, diyor. toplumun yadırgadığı şeyler bizim hakkımız diyor ve küçük düşürücü tanımları şok edici bir etkiyle hem dil ile hem de hareketleriyle yapıbozuma uğratıyor.
yapıbozum kısmında belki biraz da duraklamak gerekiyor, çünkü yine reyhanın bize neredeyse bir ders kitabı örneği çıkarıyor. hip hop kültüründeki kadınların nesne haline gelmesi, yine sembollerden bağımsız değil, paraya ve arabaya "veren" hatunlar ve üzerlerindeki tahrik edici elbiseler ve danslarının erotizmi. lady bitch bütün bu göstergeleri alarak, tamamen farklı bir karakter olarak çıkıyor ve bir anda özne oluveriyor. röportajları ile ortalığı birbirine katan, sunuculara vajina sıvısını hediye olarak getiren ve açıkça cinsel isteğini belli eden lady bitch patiryarkayı terörize eden bir özneye evriliyor.
amerikadaki kadın hiphop sembollerine baktığımızda ilk bakışta ray'den bir farkları yok iken, duruşu ve söylemi ile tam ters istikamette bir resim görüyoruz. bu açıdan sadece türk olması açısından değil almanya'da bir göçmen olarak kendi açımdan, batı kamusal alanındaki cinsiyet eşitsizliğini bu kadar güzel betimlemesinden gurur duyuyorum.
reyhan'ın stratejisi anlatacağım gibi sadece alman rap alt kültürüne yönelik bir eleştiri değil, bir azınlık kadını olmanın da getirisi olarak sosyal bir eleştiri boyutuna çıkıyor. alman mtvsindeki röportajında, konuyu devamlı türk topluluğuna ve türk erkeklerine getiren sunucuya, konunun sadece türk odaklı değil alman toplumu ile ilgili olduğunu tekrar tekrar söyleyerek lafı gediğine koyuyor. çünkü karşılaştığı tepki, türk grubundan değil medya içinde sansür boyutunda gerçeleşiyor.
videoda dikkat edilmesi gereken bir diğer etken de sunucu türk dediğinde "kana(c)ke" olarak devam ederek grubu şok etmesi. reyhan "bitch" için uyguladığı yöntemi almancadaki akdeniz çevresinden gelmiş müslüman ya da doğulu göçmenleri aşağılayıcı kana(c)ke terimi için de kullarak, diplomatik dil fetişi ile içselleştirilmiş ırkçılıklarını gizleyebilen almanların da oyununu bozmuş oluyor.
tekrar ve tekrar burjuva demokrasisinin içindeki ataletlerini atamayan toplumlara, düşünsel dinamizmi göçmenlerin, ezilmişlerin, madunların getireceğinin bir kanıtı lady ray. sosyal medya kullanımı, sansasyonel haber arayışını, devletin ideolojik aygıtı olan medyanın aleyhine kullarak mesajını iletmeye başarıyla devam eden reyhan, dünya hip hop kültüründe beklenmedik olmasa da bir anomalidir.
not: yazıyı yazarken ilk kendisi hakkında ilk yazı yazanın kendim olduğu düşünürken, mal olduğum için sözlüğe bakmamışım elbet ki sekundant bacım benden farklı olsada başarılı bir şekilde konuyu işlemiş.
yeni normatif (baskıcı) pozitivizm: biyolojik feminizm
geçen yıl (artık yeni yıldayız değil mi?) nature'da bir kuple tartışma vardı: bilim ırk ve cinsiyet konularını araştırmalı mı? iki farklı araştırmacının tartışması olarak ortaya çıkan seri, genel olarak bilim tarihinin patriyarkal ırkçı teranelerini inceliyor; araştırılmalı diyen yazarlar Stephen Ceci araştırma olmasa ırkçı safsataların deşifre edilemeyeceğini bu nedenle araştırmaya devam edilmesi gerektiğini savunurken, hayır araştırılmamalı diyen Wendy M. Williams ise kategorilerin ve araştırma yöntemlerinin daha baştan yanlış olduğunun altını çiziyordu.
merkez ülkelerdeki[1] bilimdeki kadın erkek eşitsizliği kafaları karıştırıyor. bazıları, dönemin harvard rektörü Lawrence Summers "innately have less capacity than men at the highest level of science... it's common sense if you just look at who the top scientists are," diyecek kadar ileri gidip kadınların bilime yeteneksiz olduğunu açıklamıştı. wendy williams'ın da içinde bulunduğu bir grup ise tenure sistemi denilen akademik kadrolardaki liyakat sisteminin kadınların aleyhine olduğu, erkekler tarafından kurgulanmış ve onların yararına rahatına uygun düzenlenmiş liyakat sisteminin değişmesi gerektiğini söylüyor.
bu tartışmanın olduğu yer, peki milli feminist kaos gl neferimiz can başkent bu konuyla ilgili bir iki kelam etmiş: özetlemek gerekirse, bir pozitivizm güzellemesi ile başlayarak doğa bilimlerinin çalışmalarının bilim tarafından gözardı edildiğinden girmiş. ardından yukarıda verdiğimiz lawrance summers'ın yaptığı hataya düşerek (hem de bu olayı da anlatarak), normatif olarak sunduğu bilimsel örneklerle kadınların bilimsel kapasitelerinin düşük olduğundan bahsetmiş. ardından da bütün normatif önkabullerinden emin ve sonuçların pozitifliğine kani tutumunu, sorular ile sonlandırıyor:
öncelikle, "kadınlar üç boyutlu uzayda düşünemez!" gibi cesur önermeleri sonuna kadar savunmak öyle kolay değil. bunun istatistiği vardır, bütün kadınları dışlayan bir söylem belirlemek, bunu hele hele yapılan çoktan seçmeli test metodolojisinin pozitif doğruları verdiği ön kabulu ile yapmak, çok ama çok sakıncalı. çoktan seçmeli iq testlerinin ayrımcılığı tartışılan bir konu.
ikinci bir eşitliksiz bölüm tam makalede işaret edilen adet dönemi konusu:
burada iki sorun var, biri ilk işaret ettiğim gibi bilimsel sonuçları metodlarından yabancılaştırarak nesnel kabul etmek (ki bu tür araştırmaların çelişkili sonuç veren örnekleri her zaman bulunabilir), ikincisi ise yapılan araştırmanın sonuçlarını erkek merkezcil değerlendirerek, bilimin ve kurgulanan araştırma cemaatini eleştirmeden sorunu kadına ihale etme kısmı, ki bu ilk yapılan metodolojik özürden çok daha kabul edilemez bir hata.
kısa bir ayrıntı, kadınların araştırma dünyasına girişi ile ilgili tarihsel hatalar da var makalesinin içinde. amerikada üniversitelere ilk kabulu referans alınmış ancak kadınların kitlesel universiteye alınması ivy league okullar için 1950leri buluyor.
son olarak asıl söylemek istediğim şu, pozitif/doğa bilimlerini bir sabit olarak alıp, kadının beyni buna uyumsuzdur demek "bilimsel" olarak çok büyük bir talihsizlik. yani bunu bilim kadınlara yabancı ve tehditkar inşa edilmiş, "patriyarkal bilim evrilmelidir" şeklinde ifade etmek varken; kadınlar üç boyutlu uzayda düşünemez, kadınlar adet görür, kadınlar depresyona girer, bunların yanında bilimde de başarısızdır şeklinde ifade etmek, feminizmin değil baskı söyleminin alanına giriyor.
[1] ilginç bir not, doğa bilimlerindeki aynı kadın erkek eşitsizliği bizimkisi gibi çevre ülkelerinde gözlemlenmiyor. bilgisayar mühendisliği, fizik gibi branşlarda kadın eşitliği hatta dominasyonu gözlemlendiği olabiliyor.
merkez ülkelerdeki[1] bilimdeki kadın erkek eşitsizliği kafaları karıştırıyor. bazıları, dönemin harvard rektörü Lawrence Summers "innately have less capacity than men at the highest level of science... it's common sense if you just look at who the top scientists are," diyecek kadar ileri gidip kadınların bilime yeteneksiz olduğunu açıklamıştı. wendy williams'ın da içinde bulunduğu bir grup ise tenure sistemi denilen akademik kadrolardaki liyakat sisteminin kadınların aleyhine olduğu, erkekler tarafından kurgulanmış ve onların yararına rahatına uygun düzenlenmiş liyakat sisteminin değişmesi gerektiğini söylüyor.
bu tartışmanın olduğu yer, peki milli feminist kaos gl neferimiz can başkent bu konuyla ilgili bir iki kelam etmiş: özetlemek gerekirse, bir pozitivizm güzellemesi ile başlayarak doğa bilimlerinin çalışmalarının bilim tarafından gözardı edildiğinden girmiş. ardından yukarıda verdiğimiz lawrance summers'ın yaptığı hataya düşerek (hem de bu olayı da anlatarak), normatif olarak sunduğu bilimsel örneklerle kadınların bilimsel kapasitelerinin düşük olduğundan bahsetmiş. ardından da bütün normatif önkabullerinden emin ve sonuçların pozitifliğine kani tutumunu, sorular ile sonlandırıyor:
"Peki biz bunun ne kadarını ciddiye almalıyız? Acaba, feminist biyologlar yetiştirip, harıl harıl karşıatak için hazırlanmalı, kadınların “üstün” olduğunu gösteren deneyler keşfetmeye mi çalışmalıyız? Yoksa, kadınların biyolojik dezavantajlarının sorun yaratmayacağı bir toplum mu inşa etmeye gayret etmeliyiz?"can bey, siz bilimin nesnelliğine bu kadar kaniyken, makaleyi hakkını verircesine kadınlar bilim yapmaya uğraşmasın diyerek bitirmemeniz büyük talihsizlik olmuş. yani düşünün ki, feminist beden politikasına "anarşist" bir bakış açısıyla katkı yapmak iseyeceksiniz ardından elindeki metinleri erkek egemen yanlı okuyup, sonra da vah vah ne yapmalı diyeceksin olacak iş değil.
öncelikle, "kadınlar üç boyutlu uzayda düşünemez!" gibi cesur önermeleri sonuna kadar savunmak öyle kolay değil. bunun istatistiği vardır, bütün kadınları dışlayan bir söylem belirlemek, bunu hele hele yapılan çoktan seçmeli test metodolojisinin pozitif doğruları verdiği ön kabulu ile yapmak, çok ama çok sakıncalı. çoktan seçmeli iq testlerinin ayrımcılığı tartışılan bir konu.
ikinci bir eşitliksiz bölüm tam makalede işaret edilen adet dönemi konusu:
yani gündelik hayatta erkeklerin testeronal dengesizliklerini, yarışmacı dünya algısını normal kabul edip, kadınların adet dönemini bir zayıflık vesilesi olarak göreceğiz, ta ki bunu "bilim yapamama" gibi bir vesvese ile bağlantılandırmaya kadar. yani bu resmen sinirlenip insan azarlayan kadına, suçunu kabullenmeyip gevrek gevrek gülerek "muayyen gününde herhalde" demeye benziyor.
"Zira, verili bir üç boyutlu cismin havada döndürüldükten sonra nasıl görünebileceğinin sorulduğu deneylerde, kadınlar oldukça başarısız olmuşlardır. Kadınlar arasında da, test esnasında adet periyodunda olmayan kadınlar, olanlara nazaran daha başarılı olmuşlardır."
burada iki sorun var, biri ilk işaret ettiğim gibi bilimsel sonuçları metodlarından yabancılaştırarak nesnel kabul etmek (ki bu tür araştırmaların çelişkili sonuç veren örnekleri her zaman bulunabilir), ikincisi ise yapılan araştırmanın sonuçlarını erkek merkezcil değerlendirerek, bilimin ve kurgulanan araştırma cemaatini eleştirmeden sorunu kadına ihale etme kısmı, ki bu ilk yapılan metodolojik özürden çok daha kabul edilemez bir hata.
kısa bir ayrıntı, kadınların araştırma dünyasına girişi ile ilgili tarihsel hatalar da var makalesinin içinde. amerikada üniversitelere ilk kabulu referans alınmış ancak kadınların kitlesel universiteye alınması ivy league okullar için 1950leri buluyor.
son olarak asıl söylemek istediğim şu, pozitif/doğa bilimlerini bir sabit olarak alıp, kadının beyni buna uyumsuzdur demek "bilimsel" olarak çok büyük bir talihsizlik. yani bunu bilim kadınlara yabancı ve tehditkar inşa edilmiş, "patriyarkal bilim evrilmelidir" şeklinde ifade etmek varken; kadınlar üç boyutlu uzayda düşünemez, kadınlar adet görür, kadınlar depresyona girer, bunların yanında bilimde de başarısızdır şeklinde ifade etmek, feminizmin değil baskı söyleminin alanına giriyor.
[1] ilginç bir not, doğa bilimlerindeki aynı kadın erkek eşitsizliği bizimkisi gibi çevre ülkelerinde gözlemlenmiyor. bilgisayar mühendisliği, fizik gibi branşlarda kadın eşitliği hatta dominasyonu gözlemlendiği olabiliyor.
Subscribe to:
Comments (Atom)
