Saturday, January 2, 2010

yeni normatif (baskıcı) pozitivizm: biyolojik feminizm

geçen yıl (artık yeni yıldayız değil mi?) nature'da bir kuple tartışma vardı: bilim ırk ve cinsiyet konularını araştırmalı mı? iki farklı araştırmacının tartışması olarak ortaya çıkan seri, genel olarak bilim tarihinin patriyarkal ırkçı teranelerini inceliyor; araştırılmalı diyen yazarlar Stephen Ceci araştırma olmasa ırkçı safsataların deşifre edilemeyeceğini bu nedenle araştırmaya devam edilmesi gerektiğini savunurken, hayır araştırılmamalı diyen Wendy M. Williams ise kategorilerin ve araştırma yöntemlerinin daha baştan yanlış olduğunun altını çiziyordu.

merkez ülkelerdeki[1] bilimdeki kadın erkek eşitsizliği kafaları karıştırıyor. bazıları, dönemin harvard rektörü
Lawrence Summers "innately have less capacity than men at the highest level of science... it's common sense if you just look at who the top scientists are," diyecek kadar ileri gidip kadınların bilime yeteneksiz olduğunu açıklamıştı. wendy williams'ın da içinde bulunduğu bir grup ise tenure sistemi denilen akademik kadrolardaki liyakat sisteminin kadınların aleyhine olduğu, erkekler tarafından kurgulanmış ve onların yararına rahatına uygun düzenlenmiş liyakat sisteminin değişmesi gerektiğini söylüyor.

bu tartışmanın olduğu yer, peki milli feminist kaos gl neferimiz can başkent bu konuyla ilgili bir iki kelam etmiş: özetlemek gerekirse, bir pozitivizm güzellemesi ile başlayarak doğa bilimlerinin çalışmalarının bilim tarafından gözardı edildiğinden girmiş. ardından yukarıda verdiğimiz lawrance summers'ın yaptığı hataya düşerek (hem de bu olayı da anlatarak), normatif olarak sunduğu bilimsel örneklerle kadınların bilimsel kapasitelerinin düşük olduğundan bahsetmiş. ardından da bütün normatif önkabullerinden emin ve sonuçların pozitifliğine kani tutumunu, sorular ile sonlandırıyor:

"Peki biz bunun ne kadarını ciddiye almalıyız? Acaba, feminist biyologlar yetiştirip, harıl harıl karşıatak için hazırlanmalı, kadınların “üstün” olduğunu gösteren deneyler keşfetmeye mi çalışmalıyız? Yoksa, kadınların biyolojik dezavantajlarının sorun yaratmayacağı bir toplum mu inşa etmeye gayret etmeliyiz?"
can bey, siz bilimin nesnelliğine bu kadar kaniyken, makaleyi hakkını verircesine kadınlar bilim yapmaya uğraşmasın diyerek bitirmemeniz büyük talihsizlik olmuş. yani düşünün ki, feminist beden politikasına "anarşist" bir bakış açısıyla katkı yapmak iseyeceksiniz ardından elindeki metinleri erkek egemen yanlı okuyup, sonra da vah vah ne yapmalı diyeceksin olacak iş değil.

öncelikle, "kadınlar üç boyutlu uzayda düşünemez!" gibi cesur önermeleri sonuna kadar savunmak öyle kolay değil. bunun istatistiği vardır, bütün kadınları dışlayan bir söylem belirlemek, bunu hele hele yapılan çoktan seçmeli test metodolojisinin pozitif doğruları verdiği ön kabulu ile yapmak, çok ama çok sakıncalı. çoktan seçmeli iq testlerinin ayrımcılığı tartışılan bir konu.

ikinci bir eşitliksiz bölüm tam makalede işaret edilen adet dönemi konusu:

"Zira, verili bir üç boyutlu cismin havada döndürüldükten sonra nasıl görünebileceğinin sorulduğu deneylerde, kadınlar oldukça başarısız olmuşlardır. Kadınlar arasında da, test esnasında adet periyodunda olmayan kadınlar, olanlara nazaran daha başarılı olmuşlardır."
yani gündelik hayatta erkeklerin testeronal dengesizliklerini, yarışmacı dünya algısını normal kabul edip, kadınların adet dönemini bir zayıflık vesilesi olarak göreceğiz, ta ki bunu "bilim yapamama" gibi bir vesvese ile bağlantılandırmaya kadar. yani bu resmen sinirlenip insan azarlayan kadına, suçunu kabullenmeyip gevrek gevrek gülerek "muayyen gününde herhalde" demeye benziyor.

burada iki sorun var, biri ilk işaret ettiğim gibi bilimsel sonuçları metodlarından yabancılaştırarak nesnel kabul etmek (ki bu tür araştırmaların çelişkili sonuç veren örnekleri her zaman bulunabilir), ikincisi ise yapılan araştırmanın sonuçlarını erkek merkezcil değerlendirerek, bilimin ve kurgulanan araştırma cemaatini eleştirmeden sorunu kadına ihale etme kısmı, ki bu ilk yapılan metodolojik özürden çok daha kabul edilemez bir hata.

kısa bir ayrıntı, kadınların araştırma dünyasına girişi ile ilgili tarihsel hatalar da var makalesinin içinde. amerikada üniversitelere ilk kabulu referans alınmış ancak kadınların kitlesel universiteye alınması ivy league okullar için 1950leri buluyor.

son olarak asıl söylemek istediğim şu, pozitif/doğa bilimlerini bir sabit olarak alıp, kadının beyni buna uyumsuzdur demek "bilimsel" olarak çok büyük bir talihsizlik. yani bunu bilim kadınlara yabancı ve tehditkar inşa edilmiş, "patriyarkal bilim evrilmelidir" şeklinde ifade etmek varken; kadınlar üç boyutlu uzayda düşünemez, kadınlar adet görür, kadınlar depresyona girer, bunların yanında bilimde de başarısızdır şeklinde ifade etmek, feminizmin değil baskı söyleminin alanına giriyor.

[1] ilginç bir not, doğa bilimlerindeki aynı kadın erkek eşitsizliği bizimkisi gibi çevre ülkelerinde gözlemlenmiyor. bilgisayar mühendisliği, fizik gibi branşlarda kadın eşitliği hatta dominasyonu gözlemlendiği olabiliyor.

2 comments:

Burçe said...

"kadınların biyolojik dezavantajlarının sorun yaratmayacağı bir toplum" tamlaması özellikle fantastikmiş. buradan huzurunuzda tüm dünya toplumundan biyolojik dezavantajlarımla sorun yarattığım için özür diliyorum :( bu ne len.
önce moderniteyi erkek egemen bir söylemle kur, pozitivizmi baştacı et, ondan sonra da kadınlar başarısız de. maşallah.

Ferayebend said...

ilvana negzel dedin. kadınsın biyolojik eksikliklerin ama harbi delikanlıymışsın. takdir ediyorum :p