Friday, May 23, 2008

türk silahlı kuvvetleri'nin bilime müdahalesine giriş

daha sonra da bolca webgünlüğümde bilime müdahale temasıyla ilk olarak genel kurmay başkanımız(iyelik ekine dikkat)'ın 12 nisan 2007 basın toplantısı ile ilgilenmeye başlamıştım. şu an hem kendisi hem de mevzubahis konular çok da gündemde değil ancak, hatırlamakta ve hatırlatmakta yarar var.

bu olay münferit olmaktan öte, türkiye'nin yapısal bir arazını çok açıkça ortaya koyuyordu. ordunun bir kolluk kuvveti olmaktan öte, ideoloji kurgulayıcı ve devamlılığını sağlayıcı oluşunu örneklendirirken, klasik entelijansın alanına müdahalesini kitlelerin gözünde nasıl güzel rasyonalize edebildiğini gösteriyordu.

öncelikle bu webgünlüğünün ana teması ve amacı bilime sosyal, kültürel ve ekonomik müdahalelerin istisna değil, başlı başına kural olduğunu örneklerle iddia etmek. bu açıdan ayrımın en güzel örneklendirilebileceği ordu ile işe başlamak çok elverişli.

normalde kapitalist sistemin devamlılığını sağlamak üzere kurgulayan ve kurgulanmış devletin ideolojik aygıtları, bilim özelinde salt olarak düşmanlaştırılabilir mi? benim iddia edeceğim tez, bilimin kabul edilmiş yöntemi olan "logico-positivism"in aracılığıyla bir aygıt olarak rol oynadığı ve bu aygıtlık görevinin üretim, verimlilik ve vatanseverlik gibi dışsal kavramlarla da desteklendiği. ancak özgür ve çoğulcu düşünceye/yönteme vurulan bu ketin kaldırıldığında bu aygıtlık görevinden de çıkılabilineceği. tezimin bu son kısmı nasıl savunulacak bilemiyorum, iddiam tamamen ad hoctur. ancak çıkılan yol da önemlidir, diyerek ve zihnimizi farklı olasılıklara açık tutarak diskurumuza başlıyoruz. (pismiiii...)

"türkiye ve ordu örneğinde devletin aygıtları konusunda çok güzel bir karmaşa mevcut.

althusser burjuva kapitalist iktidarın kendini yeniden üretmesi için gerekenleri anlatırken, iktidarı yekpare olarak algılamamakta belli bir ayrıma gitmekte.

öncelikle marx'ın belirttiği üzere baskıcı devlet aygıtları olan kolluk kuvvetleri(fiziksel baskı) ve bürokrasidir(yasama ve içtihat aracılığıyla baskı). ikinci olarak tanımı genişletmekte ve mevzubahis ideolojik aygıtlardan bahsetmektedir; medya, ulema, akademi vs. bu görevi üstlenmektedir. althusser bu aygıtların baskıcı aygıtlara nazaran monolitik değil aksine çoğulcu ve birbiriyle çelişen ancak buna rağmen burjuva iktidarını sağlamlaştırmak ve sömürücü üretimin devamlılığını sağlacak bireyleri üretmek üzere ortak olarak çalıştığından bahsetmektedir.

burada bir parantez açmak gerekirse, ancak burada okuduğum murat belge'nin eleştirisinin biraz da olsa haksız olduğunu düşünüyorum. çünkü her ne kadar ortak bir amaç olsa da, ideolojik aygıtların ortak hareket eksikliğinden mütevellit "çoğul" olduğunun altını çizmektedir.

üçüncü ve son bir nokta ise althusser'in state power olarak bahsettiği iktidar konusudur. iktidar devrimci herhangi bir güç tarafından elde edilmesine rağmen, ideolojik aygıtların yeni rejimi destekleyici varlığı olmadan iktidarın devamlılığı sağlanamamakta.

bütün bu açıklamalar dahilinde karşımıza başka vakıalar aracılığıyla da inceleyeceğim türkiye örneğinin çarpıklığı daha doğrusu giriftliği ortaya çıkıyor.

örneğin, klasik olarak baskıcı devlet aygıtı olan askerin ideolojik devlet aygıtı görevini üstlenmiş olması ve bu mecrada mücadele etmesinin başka bir örneği var mı bilemiyorum. türkiye şartlarında asker ve askerlik müessesinin görevinin başından beri ideolojik olduğu zorunlu askerliğin sadece bedensel değil ideolojik de bir eğitim alanı olması ile örneklendirilmesi bir yana, ordunun darbe olasılığı dışında düşünce örgütleri ve akademik alana medya açıklamaları ile müdahale etmesi kategorileri iyice karmaşıklaştırıyor.

80 den itibaren milli kültür raporları aracılığıyla bir güvenlik politikası nesnesi haline gelen kültür politikları ve tsk nın bilime müdahaleleri (bkz: #10949138) bir yandan olagelmiş öteki yandan da asker söylemleri ile sadece kemalizm'in değil "doğru bilim"in de ölçeği haline gelmiş bulunmakta.

tekrardan belirteceğim 12 nisan 2007 konuşmasına atfen tsk'nin bilime müdahalesi'nde bahsettiğim, milliyetçilik tanımı ve kültür politikası eksenindeki analizlerin "kötü bilim" ilan edilmesi tam da bunu bir göstergesidir. ideolojiden uzak dusunce sistemi söylemi de bunun son uzantısıdır.


kara kuvvetleri brövesi. kemalizm ulus bilincini, ırk yerine mitik bir bağlılık yeminine ("ne mutlu türküm diyene") bağladığı halde, brövede kkk kuruluş tarihi olarak Mete Han'ın tahta geçme tarihi olan M.Ö. 209 bulunmakta

asker rejimin savunuculuğunu taraf olma söyleminin çok daha ötesine götürerek, bir yöntembilim tartışmasına girerek, kendi duruşunu evrensel doğru kategorisine çıkarmaktadır.

bu retoriğin en güzel örneği yine yaşar büyükanıt'ın ilk açıklamasında geçen askerin medya notları açıklamasıdır. hatırlarsanız askerin akreditasyon kriterlerinin asker yanlısı veyahut asker karşıtı olma üzerinden belirlendiği öne sürülmüştü. genel kurmay başkanı ise konuşmasında akreditasyonu (yanlış hatırlamıyorsam hatta raporu) yalanlamamış (ki raporu sızdıran da raporun gerçekliğini tasdik edici şekilde askeri mahkemede yargılandı) aksine akreditasyonun tsk ile ilgili "doğru" ve güvenilir bilgi verenler ve yalan haber yapanlar ayrımı üzerinden verildiğini belirtmişti.

burada ordu yine taraf olmanın doğallığını reddederek, nesnel bilgi düzeyindeki dertlerinden dem vurmuştu.

sonuçta, bir devlet aygıtı olarak ordu, iktidara koruma adına güç kullanımını yavaş yavaş terkederek ideolojik devlet aygıtı olma yolunda açıklamaları ve davranışlarıyla hızlıca ilerlemektedir. kanımca bunun nedenleri tartışılmalıdır, ancak bu şekilde yine asıl dert edilmesi ve karşısında durulması gerekenin sermaye iktidar ilişkisi olduğu anlaşılacaktır diye düşünüyorum. aklıma gelen ilk ve en basit açıklamam bu baskıdan ideolojiye kayışın, pazarın devamlılığının sağlanması için gerekli olmasından kaynaklandığıdır. akp iktidarı büyük çapta pazarın rızası ve desteği sayesinde edindiği iktidarda, burjuva iktidarının bekası ve devamlılığı her zamankinden çok sağlanmış durumda ve bu da baskıcı aygıtlar ile iktidarın ortak hareket alanı bulduğu yegane ve en önemli nokta. (bkz: 1 mayıs 2007)"

15.09.2007 tarihli sözlük yazısından aldığım bu kısım eski olmasıyla beraber, son zamanlarda elimizde bir örnek daha bulunmuş durumda. o da 1 mayıs 2008, 5bin polisin yanında 2bin jandarmanın da taksimde konuçlanması.

tsk'nin klasik olarak entelijansa ait olan düşünsel alana müdahalesini örneklendirmeye devam edeceğim.

No comments: