yaşar büyükanıt'ın 12 nisan 2007 basin toplantisi'nın özetini değil, tümünü dinleme şansım olmuştu. akşam haberleri dinlediğimde farkettim ki, benim üzerinde durduğum konuların aksine, terörizm ve askeri konular üzerinde durulmaktaydı, bu özetlerde. ancak benim hatırladığım kısımlarda, bu basın açıklamasında bilimsel olarak tartışma konusu olan kavramlar üzerinde çok kesin bir "gerçek"1ik tanımı mevcuttu. bunu rakı masasında söylediğimde, amiyane tabir ile "askerlikte mantık olmaz" diyerek savuşturulmaktayım, ancak hatırlamak gerekiyor ki askerlerin üniversite ve bilim üzerineki etkileri gözardı edilemez, özellikle de darbe sonrası dönemlerde. askerin sosyal bilimlere bakış açısına güncel bir örnek olması açısından bu basın açıklaması incelemeye değerdi.
ordu ile ilgili en önemli sorun siyasete müdahale gibi tahayyül edilmekte iken, bu basın açıklaması bizlere de daha da tehlikeli olanı yani askerin klasik sınıfsal olarak entelijansiyanın* olan alana tecavüz ederek, düşünsel üretime ket vurmasını olduğunu çok açıkça örneklemiştir. konu siyasaldır ve de türkiye'nin siyasal tarihini ilgilendirmektedir, ancak akademinin tartışma alanı olan içrek bir konuyu askeri/siyasal "kırmızı çizgi" olarak tanımlayarak bunu tabu haline getirmek yapılan en büyük yanlıştır. siyaset için askerin "tavsiyesi"nin tehditkarlığı, düşünsel bir mecrada uygulandığında toplum hayatına olan etkisi katlanmakta, özgür düşünce ve ifade kısıtlanmaktadır.
bu yazıyı daha önceden yazmaya niyetlenmemin ardından canlı dinlediğim yaşar büyükanıt'ın konuşmasını tekrar dinledim, ve yazılı olarak http://www.ntvmsnbc.com/news/405466.asp adresinden de yararlandım. buradaki metin o dönemde gazete çıkanların aksine kırpılmış değil tam metindir.
derdimi anlatmaya yaşar büyükanıt'ın konuşmasının tam metninden yararlanarak girmek ve bunu e-muhtıralarla da örneklendirerek devam ettirmek istiyorum.
ilk olarak genelkurmay başkanımız milliyetçilik tanımı üzerinden türk ve atatürk milliyetçiliğini tanımlamaktadır. ayrıca bunun ırk esasına dayanmadığını taahhüt ederek bizleri rahatlatmaktadır.
"atatürk, türkiye cumhuriyeti’ni kuran halka ‘türk’ denir demiştir. hiçbir etnik ayrım yapmamıştır. (...)türkiye'de bizim anladigimiz milliyetçilik anlayisiyla avrupa olaya farkli bakar. bugün ingiltere'de milliyetçilik dediğiniz zaman, nasyonal ırkçılık algılanır, yabancı düşmanlığı olarak algılanabilir. bugün bir çok ülkede siyahi futbolcular sahaya bile çıkamıyor yuhalanıyorlar. türkiye'de hiçbir zaman böyle bir olmamıştır. bundan sonra da olmaz. ırkçılığa dayalı bir yaklaşım, türk milletinin yapısına da terstir.”
sayın genelkurmay başkanı atatürk milliyetçiliğine atıf yaparken, hem tanım itibariyle bu milliyetçiliğin yuttaşlık esasına dayandığını ifade ediyor, hem de halkın içinde hiç bir ırkçı hareket olmamasını vakıa olarak sunuyor.
ardından konuşmanın en çok ilgi çeken terör ve kuzey ırak ile ilgili olan kısmı geliyor, ancak asıl önemli kısım bunun ardından gelen, ve konuşmasının başını da toparlayan tehdit edebiyatıdır.
"(...)bu tehditler, devletin temel yapısını ve değerlerini değiştirmekten, devletin kurum ve kuruluşlarını birbirine düşürmeye kadar değişen geniş bir yelpaze içinde faaliyetlerini sürdürmekte[dir](...).
bu çalışmaların doğal bir uzantısı olarak da devletimizin temel taşını teşkil eden atatürkçülük ve onu temsil eden tüm ortak değerleri yıpratma faaliyetlerine artan bir yoğunlukta devam etmektedirler.
"bu kapsamda yurt içinde ve yurt dışında bilimsellikten uzak, ön yargılı ve çeşitli tsk karşıtları tarafından raporlar hazırlanmakta. ve yine yurt dışında ve onlardan cesaret alarak yurt içinde atatürkçülüğün, artık dönemini doldurduğu ve işlevini bitirdiği, türkiye cumhuriyeti’nin önünde engel teşkil ettiği açıkça telaffuz edilmekte. anayasa’da değişiklik yapılarak, atatürkçülüğe atıf yapan bütün referansların kaldırılması gerektiği fikri benimsetilmeye tenezzül edilmekte. (...)"
burada genelkurmay başkanı'nın bir tesev çalışmasına açıkça atıfta bulunduğunu, harb okulları konuşmasından biliyoruz. raporun içindeki maddi hataları bularak, bu konuşmasında yapılan araştırmaların önyargılı olduğunu iddia etmişti. ancak yaşar büyükanıt bu noktadan da yola çıkarak, atatürkçülüğün "dönemini doldurduğunu" söyleyen herkesin bir tehdit olmaktan öte, bilimsellikten de uzak olduğunu vurguluyor.
"devletin anayasa geregi belirlenmis olan temel niteliklerini, kisacasi devlet düzenini reddeden bu fikirleri öne süren gereksiz ve hatta tehlikeli maceralara giren tartisma ortami yaratan bazilarinin ise gelecegin garantisi olarak görülen gençleri yetistiren akademik unvan tasiyan kisilerin olmasi meselenin vehametini daha da artirmaktadir. "
akademinin işlevsiz hale getirildiği ve müdahalenin en açık olduğu konuşmanın bu kısmı, açıkça söylemekten kaçındığı bazı temel niteliklerin reddini devlet düzeninin reddine eşit hale getiriliyor ve bu tehlikeye sebebiyet verenleri tehlikeli macera ortamı yaratmakla suçluyor. burada bahsedilen devlet düzeninin laiklik olmadığı artık açıktır, çünkü suçlanan akademisyenlerdir ve tesev örneğinden de tanıdığımız akademisyenlerin derdi devletin laiklik niteliği olmadığını biliyoruz. aksine daha konuşmasının başında atatürk'ü referans vererek bahsettiği milliyetçilik ilkesidir.
şimdi bu konuşmanın geriden başa doğru yaparsak, büyükanıt'ın derdinin laiklik ve cumhurbaşkanlığından çok terör ve bunu besleyen tehdit odakları olduğu anlaşılıyor. bu söylemini genel olarak, atatürk milliyetçiliğinin kasıtlı olarak yanlış anlaşılması ve anlatılmasından kaynaklandığını ifade ediyor. bu yanlış anlatımın da kasıtlı olması dolayısıyla bilimsellikten uzak olduğu ve zaten bu eleştirilerin gerçek dünyada varolmadığı iddiasıdır.
bu söylemde tsk gerçekliği ipotek altına almış, ve bunu yani resmi söylemi sorgulayan bilimi "tehdit" ilan etmiştir. atatürk milliyetçiliğinin türkiye'de geçerli olduğunu ve ırkçı milliyetçiliği kürtlerin bir uydurması olduğunu düşünenler bu yazıyı okuyanlar arasında da vardır eminim. bunların yanlışlığını kanıtlamak bu entrynin görevi olmadığı halde iki konudan bahsederek yönlendirmelerle bütün konuşmanın bilimsellik iddiasının sadece iktidar söylemi olduğunu anlatmaya çalışacağım.
öncelikle atatürk milliyetçiliği bir kitabı bulunmadığından dolayı (özellikle atatürk'ün kendisi tarafından), sadece bir ne mutlu türküm diyene aforizması üzerinden tartışılamaz. burada referans atatürk'ün kültür devrimi ve tarih yazımı sırasındaki tutumu olmalıdır, çünkü etrafına topladığı entelijensiyadan tarih yazımı sırasında istedikleri gayet açıktır. ilk örneği sözlükte bol bol alay edilen türk tarih tezidir. ayrıca tezi akademik anlamda tenkit edenlerin ülkeden ayrılması gerektiğini biliyoruz. (bkz: zeki velidi togan)
belaltı vurduğumu düşünenler olabilir ancak aksine, sonradan atatürk'ün ttk'nın başına geçireceği afet inam'ın doktora tezi bile özenle seçilmiştir. (bkz: afet inan/@feyerabend) türk halkının ırksal özellikleri tartışılarak almanya benzeri soya dayalı bir tarih yazılmıştır, özellikle de cumhuriyetin ilk yıllarında. * (bkz: türklüğü ölçmek)
atatürk döneminden sonra da bu yapı zaman zaman azalıp zaman zaman artarak ve de en önemlisi devletin de kurumlarına yansıyarak devam etmiştir. sadece bir kaç yönlerdirme:
(bkz: dokuzuncu büro)
(bkz: azınlıklar raporu/#9093854)
(bkz: 1936 beyannamesi/#7784519)
gelelim ikinci konu olan ırkçılığın türk milletinin özüne aykırı olmasına; daha birkaç hafta önce bu mecrada tartıştığımız ırkçı deyimlerden(#10840675) öte, bu ülke 6 7 eylül olaylarını yaşamıştır. tarih kitapları arapların ve ermenilerin arkadan vurması edebiyatıyla dolu iken, doksanlarda sovyetlerin de dağılmasının ardından türkü cumhuriyetlerdeki soydaşlarımız söylemi peydahlanmıştır.
sonuçta benim söyleyeceklerim genelkurmay başkanı'nın söyleminin aksine bir kanıt oluşturmaktan öte, gerçekleri yazmanın ipotek altına alınamayacağını örneklendirmektir. aynı şekilde akademinin de gerçekleri yazma üzerinde bir iktidar olmasına -kişisel olarak*- karşı da olsam, nihai olarak bir ülkede eli silahlı olanın diskur yaparak, "gerçek o değildir budur" demesi tam olarak epistemik tahakkümdür. primitif sınıfsal anlamda bu, askerin yönetime müdahalesi değil, toplumun tahayyülünü ve kültürünü şekillendiren sınıfına* bir darbe girişimidir.
13.06.2007

No comments:
Post a Comment